13 Ağustos 2024 Salı

RPG Türü Oyunlarda Romans

     Son zamanlarda arka arkaya oynadığım Baldur's Gate 3, Dragon Age serisi ve Divinity: Original Sin 2'den sonra bu tür oyunlarda en keyif aldığım şeylerden birinin romans sistemi olduğuna artık kesin kanaat getirdim. Bir bilim kurgu ya da fantastik yapımda en keyif aldığım şey de o yapımın içindeki aşk ve dostluk hikayeleridir zaten, bu romanlarda da, dizilerde de, filmlerde de böyle. Kurgusal bir evrende, o evrenin sistemini, işleyişini, o evrendeki zorlukları, kuralları hikaye anlatımında sererken içine dostluk ve aşk öyküleri de işlendiğinde o evrenin insani yönünü de keşfetmemiz sağlanır çünkü. Beni de sıradan bir oyuncudan bir anda hardcore oyuncuya dönüştürüveren kritik öge, rol yapma oyunlarındaki romans sistemi oluverdi, artık eminim. Baldur's Gate 3'ü, altı kez baştan sona bitirdim, Dragon Age serisini yutar gibi üç oyunu arka arkaya oynayıp son oyunu bir de canon world state dışında default world state ile başlattım, Divinity: Original Sin 2 de bu aralar tüm gecelerimizi meşgul ediyor. Neden? Çünkü içlerinde çok tatlı aşk ve dostluk hikayeleri var. 


    Aslında The Witcher 3: Wild Hunt'ta da Geralt olarak rol yaparken daha oyunun içinde görmediğim Yennefer'a karşılaşınca veririm diye yollar boyu çiçekler toplamamdan da belliydi. Witcher'da "Triss mi, Yennefer mı?" seçimi benim için çok kolay olmuştu, Triss çok güzel, masum, çocuksu bir karakterdi ve aslında Geralt'ın orijinal aşk seçimiydi ancak bütün oyun boyunca Yennefer'a ulaşmak için verdiğimiz mücadeleler, oyun boyunca şarkılarla Yennefer'a kurulmamız, o aşkın daha gizemli ve zor olması benim seçimimi Yennefer'dan yana yapmama neden olmuştu. İlk romans seçimim, Yennefer imiş, henüz rpg romansları hakkında bilinçli bir keyif almadan... 



    Sonra, Baldur's Gate 3 geldi, aklımı aldı, aylarca, sanırım üç ya da dört ay boyunca oyunu her bittiğinde yeni bir ırk ve sınıfla yeni bir oyuncu karakteri oluşturarak oynadım. Hala Eylül patch'ini bekliyorum, dark urge karakterine eklenecek yeni sonları, yeni sinematikleri, yeni rotaları keşfetmek için. Oyunun aklımı almasındaki en büyük sebep, hem hikayeyi, Forgotten Realms evrenindeki o detaylı, ayrıntılı rol yapma olanağını sevmem, hem de içindeki dostluk, arkadaşlık ve romans rotalarının aşırı detaylı olmasıydı. Astarion'a basbayağı aşık oldum, hikayesindeki her budaklanmanın sonucunu gördüm, her arkını oynadım, görmediğim tek rota kalmıştı, onu da göreyim diye başlattığım son oyunum hala devam ediyor. Heroic Tav/Spawn Astarion, Resisting Dark Urge/Spawn Astarion, Embracing Dark Urge/Ascended Astarion görüldü, yalnızca Heroic Tav/Ascended Astarion'u görmedim, onu oynamak için açtığım Tav'ı drow ırkı ile oluşturunca o da biraz Chaotic Tav/Ascended Astarion olacak şekilde ilerliyor ama olsun. Astarion, BG3'teki ana romans seçimim, oyunu bir kez de Gale romans rotasıyla bitirdim, çok az keyif aldım. Astarion'un yapısı, oyunu çok iyi hale getiriyor çünkü, iyi seçimlerle de, kötü seçimlerle de çok iyi bir partner oluyor yanınızda, Dark Urge'ün vazgeçilmez companion'ı olduğu gibi heroic karakterinize göre de çok güzel şekilleniyor. Romans rotası en detaylı ve en zor olan karakter olduğu için uğraştıkça elde ettiğiniz karakter gelişimi oyundan daha çok keyif almanızı sağlıyor. Bir kez, Astarion romansına Halsin'i de dahil ettim, o da ilginç bir detay oldu ama çok eşli bir karakterin rolünü yapmak çok da hoşuma gitmedi, save dosyasını geri aldım. Gale romans rotasına girene dek de Act 1'de Astarion ve Gale ile aynı anda iki rotayı da başlatarak oynadım, kaotik bir roleplay'im vardı, en sonunda Astarion da, Gale de karar vermemi istediğinde "Bu kez de Gale'i göreyim," diyerek Gale'de karar kıldım. BG3 erkek koleksiyonum üç dört kez Astarion, bir kez save dosyası geri alınmış Halsin ve bir kez de Tanrı rotasındaki Gale.


    Astarion, vampir yüce elf şarlatan geçmişli rogue olarak her oyunumda çok işime yaradı ama bazı oyunlarda kendisini hırsız alt sınıfı yaptım, bazı oyunlarda çoklu sınıf olarak bard ve monk seçtim, şimdi en son oynadığım oyunda barbar rogue olarak çoklu sınıfa sahip, her oyunda kendi Astarion'umun imzası gibi Volo'nun gözünü ona verip kendisini bir Van kedisine dönüştürdüm. Her kilidi açan, her şeyi çalan, kimi oyunlarda vampir lordu olsa da genelde vampir tohumu olarak kalan sevgili rogue'um.



    Halsin ayısını bir oyunda Astarion ile ilişkimize dahil ettim, çünkü Sharess' Caress'teki drow ikizlerle olan diyaloga yanımızda Halsin varken dahil oldu ve Halsin'i terslediğimde Astarion da disapproval verince karakterin kodlarında Astarion'un da Halsin ile üçlü bir ilişkiyi onayladığını keşfettik. Astarion approval'ı için Halsin'i de araya sıkıştırdık, normalde drow ikizlerle olan orgy'de Astarion çoğu zaman pişman olurken işin içinde Halsin de olunca bir de keyif almaz mı işten... Ama roleplay'e o şekilde devam edip bütün oyun boyu romanslanmış Halsin de istemediğim için yine de save dosyası geri alındı, Sharess' Caress'e girilmeden Halsin kampa gönderildi araya karışmasın diye, öyle devam edildi oyuna.



    Gale, bütün oyunlarda partimden genellikle eksik etmediğim, wizard olarak olmazsa olmaz companion'ım. Arkadaşlık rotasını da çok seviyorum, Gale'i patlatarak oyun sonuna gittiğim oyunlarımda hep çok üzüldüm, Gale'in elini kestiğim evil run'larda bir oturup ağlamadığım kaldı, oyun boyunca Gale'in sesini duymadığımda kahroldum. Gale'in partide olması bana hep güven veriyor, incantation seslendirmeleri de, büyü animasyonları da aşırı karizmatik, en sevdiğim companion, romanslı Astarion'a rağmen hep Gale oluyor, Gale konuşsun, bir şeyler anlatsın, espriler yapsın, bilgiçlik taslasın diye gözüm hep onda. O yüzden bir kere de onu romanslayayım dediğimde pek de keyif almadığımda hayal kırıklığı oldu, romans rotası Mystra yüzünden çok çekilmez oluyor. Act 2'de bile hala "Mystra'yı aslında tam olarak unutmuş sayılmam," diyen Gale, Act 3'teki Mystra yüzleşmesi falan romans rotasını uyuz hale getiriyor. Astarion'dan şaşmamaya devam...


    Genelde roleplay oyunlarında self-insert işini sevdiğim ve kadın karakter açıp erkek karakter romansladığım için kadın karakterlerin romans rotalarını ancak orijin karakter oynuyorsam görebiliyorum, bir kez Astarion orijini oynarken Astarion içinde benim olmadığım evrende de yalnız kalmasın diye de Shadowheart romans rotasında da ilerledim. Shadowheart moron bir tip olduğu için iki act boyunca sıkıcıydı ama son act'te açıldı romansı, keyifliydi, Astarion ile birbirlerine yakıştıkları için sinir oldum, bir daha asla.





    Dragon Age Origins'teki ve Dragon Age evrenindeki ilk romans rotam, kanon oyuna başlarken Alistair idi, kimse beni uyarmadığı ve hiçbir spoiler almadığım için mahvettiğim bir rotaydı. Female elf mage olarak oynarken Alistair'i şakalaşa şakalaşa partimde tuttum, her espri ve şaka diyaloğunda Alistair'i sürekli zorladım, sınırlarını zorlaya zorlaya, her şaka diyaloğunu kaldırdığı için müthiş eğlene eğlene resmen yanlışlıkla romans rotasına girdim. Zevran'dan daha çok hoşlanmıştım ama Alistair çok şekerdi, seslendirmesi de diyalog ağaçları da çok tatlıydı, yanlışlıkla partnerim yapınca da "Artık madem romanslandı, gel seni kral yapayım ya," diye kral rotasına soktum, ben de kraliçesi olurum diye düşünüyordum kiiiii elf bir mage'i insan soylusu templar geçmişli krala tabii ki yar etmediler, Hero of Ferelden warden'ım kahramanca ölmeyi tercih etti oyun sonunda. Kanon dünyada Alistair de kral olarak kaldı, her oyunda karşıma sonradan kral olmuş haliyle geldikçe "İyi, terk ettiğine değdi bari," diye dertlendim biraz. Gülünü bile envanterimden hiç ayırmamıştım aah ah. Bir de Origins'teki üç piksel haliyle romans yapıp cefasını çektik, Inquisition'da ne şekil olmuştu öyle, aah ah.




    Dragon Age 2'deki romans rotam, tiksindiğim ve hiç hoşlanmadığım tek romans rotası, Anders. Çünkü 2'de bir ara actler arası geçişi güzel hesaplayamadım, henüz Fenris'i bulmadan Varric expedition görevi için hazırız dediğinde atladım, oysa Alistair'den ağzım yanınca bu sefer romans rotalarının detaylarına da bakmıştım ve Fenris'e göz dikmiştim bile ama Fenris'i bulamadan oyunu ilerletince Fenris bir daha karşıma çıkmadı ve Anders'e kaldım. Oyun romanssız da geçmesin diye istemeye istemeye Anders'i romantik partnerim yaptım, hiç keyifli değildi, gelip evime yerleşince eve mektuplarımı kontrol etmeye gittiğimde falan evde gördüğümde tiksindim. Pis. 


    Solas, kanon oyunum için seçtiğim romans olmasından muhtemelen Veilguard'da pişman olabileceğim, ama Astarion ile beraber oyun dünyasındaki ikinci aklımı alan karakter, Inquisition'da, Dragon Age'in birbiri üzerine eklene eklene devam eden evrenindeki son romans seçimim. Bayağı aklımı aldı, oyun boyunca beni sersem etti, Solas ne derse onu yaptım, yine de Corpyheus sonrası partiyi terk etti, Mythal Temple sonrası karakterimi terk etti, Trespasser'da partiye de bana da dönmedi, çünkü hepsi de kaçınılamaz durumlarmış, bunu yarı spoiler alarak oynuyordum, döndürme ihtimalim var mı bilemiyordum, karakterimi terk ettirmeme ihtimalim var mı onu da bilemiyordum, her travmadan sonra "Aaaaa?" diye Reddit'e koştum, hepsi de kanonikmiş, kodları öyleymiş, her halükarda her noktada terk ediliyormuşum, üzüle üzüle, dertlene dertlene oynadım durdum bu adam yüzünden oyunumu. Engizitör oyuncu karakterim de female elf mage idi, Solas'ı kurtarmayı seçti, Solas tarafından terk edilse de, bakalım Veilguard çıkınca bu kararımız bize dünyada kaç yıla mal olacak. 




    Inquisition'da bazı diyalogları romans diyaloğu mu, heroic diyalog mu, confused diyalog mu diye ikonlarına bakmadan omurilikten hızlıca seçerken Cullen'a bu sahnede, Solas romans rotasında ilerlerken "Daha sık satranç oynamalıyız," dediğimde Cullen şaşırıp "Aa, ben Solas'ın arkadaşlığını tercih ediyorsun sanıyordum," dedi ve o diyaloğun ikonunun kalp ikonu olduğunu hatırladım. Cullen'a "Evet, arkadaşça da satranç oynayamaz mıyız sarı oğlan?" diyerek diyalogdan ayrılsam da Cullen'ın da etrafında özellikle Solas beni terk ettikten sonra dört döndüğüm ama Trespasser'da Solas ile karşılaşacağımı bildiğim için o rotaya da girmek istemediğim için içimde kalmasın diye Inquisition'u bir de default world state ile yeniden oynamaya başlayıp Cullen'a da şu aralar her fırsatta "Ee Cullen, anlat bakalım nasıl gidiyor işler?" diyor, etrafında daireler çiziyor, karakterimi oyundan çıkarken bu sefer Solas'ın odasına değil, Cullen'ın yanına park ediyorum. Çünkü esasen engizitöre yakışan rota da o. Köpeği de var Cullen'ın oyun sonunda. Solas yüzünden oyun boyunca köpeğimiz yoktu, dread wolf'un olduğu yere köpek gelmezmiş diye. Köpeğiyle tavladı beni Cullen, sırf kanon oyun Solas'ta kalsın diye yeniden Keep save'ini almadım ama default world state'te bir de Cullen görmek istedim. Commander ya.




    Vee, vampirdir, dread wolf'tur derken düştüğümüz durum, ta-daaaaa: undead. Divinity: Original Sin 2'de, Ifan Ben-Mezd gibi bir karizma dururken ben ne yaptım, Fane'in diyalogları ve seslendirmesi çok eğlenceli diye gidip gönlümü bir undead'e kaptırdım. Damarında kanı akan companion sevmiyorum sanırım. Fane ya, şekerim, Blackpits'te Eternal ırkının kaderini araştırıyoruz henüz, romans rotası açıldı ama henüz kilitlenmedik galiba, bakalım neler olacak. 


    Mass Effect serisi için de şimdiden Garrus'a göz koydum, Divinity biter bitmez de sanırım ilk oyunda değil ama ikinci oyunda Garrus'tayım, bekle beni Garrus.


    

20 Mart 2024 Çarşamba

Bir Kurgusal Karaktere Aşık Olmak: Baldur's Gate 3 - Astarion Romans Rotası İpuçları - Spoiler İçerir

  Kendimi ne kadar "oyuncu" olarak görmesem de, bunu bir titr gibi üzerimde taşımayı sevmesem de ne yazık ki ben de aslında bir oyunu sevdim mi tüm boş vakitlerimde sadece o oyunu oynamayı tercih eden, geceleri uykusuz kalmayı göze alan, bir oyun oynarken genellikle uzunca bir süre başkaca hiçbir hobiyle uğraşmayan sıradan oyunculardan biriyim. En son Hogwarts Legacy oynarken oyunu bitirene dek başka hiçbir şeyle ilgilenmemiş, oyunun bittiğini de epeyce kabullenememiş, bize özgür oyun imkanı sunmadığı için oyunda yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra boş boş Hogwarts içinde dolanmıştım. Şimdi de Baldur's Gate 3'e çok fena kapıldım.


 Oyunu ilk çıktığından beri eşim zaten oynamayı çok istiyordu. Eşimin de frp deneyimi var, benim de D&D setting'ine, klaslara, ırklara dair fantastik seriler sağ olsun epey bilgim var. Ravenloft ve Dragonlance romanlarından okuduğum kitaplar var, bu yüzden mesela bazı oyuncular "Vampir elf olur mu be?" diye tepki gösterebilecekken ben Astarion'la karşılaştığımız, kampta ilk kez konuştuğumuz anlarda "Bu adam vampir değil mi?" demiştim. Eşim, oyunu beraber oynarsak çok keyif alabileceğimizi düşünüp konsolda bölünmüş ekran modunda bir oyun başlattı, daha önce kendisi de oyuna başlayıp bir yere kadar ilerlediği için Astarion karakterinin ne kadar bana hitap edeceğini de tahmin edip "Bir tip var aşırı seveceksin, onu görmen lazım, onu gör onunla oyna diye çok istiyorum," diyerek beni başına oturttu, kendi başına gelecekleri hiç tahmin edemedi. 15 gündür evde her boş anımızda Baldur's Gate oynuyoruz, hem de ilk bir buçuk haftalık save'imizi ben Astarion dinamiğini mahvettim diye çöpe attığımız için baştan başladık bir yerde, öyle oynuyoruz.


 Oyunu oynayan çoğu oyuncunun teorisine göre, Baldur's Gate 3, resmen aslında gizli gizli Astarion'un üzerinden kurgulanmış bir oyun olabilir. Çünkü diğer companionlar da çok derin, incelikli, karakter gelişimine açık questlinelar ile geliyorlar ama Astarion, karaktere nasıl yaklaştığınıza göre size questline'ını çok daha başka şekillerde sunuyor. Oyunun poster çalışmalarında en önde konumlandırılan ve elini uzatarak sizi o dünyaya davet eden de Astarion zaten. Eğer romans rotası açarsanız elini size bir sahnede gerçekten sunuyor da. Astarion karakterini yanınızda düz, sıradan bir companion olarak taşırsanız da avantajlı, size gelişi orijinalinde rogue elf, çevik, gizlenmeye elverişli, silah kullanabiliyor, manipülatif, ok atabiliyor, bazı büyüleri fey soyundan geldiği için öğrenebiliyor, Astarion'u geliştirmek ve kombatlarda kullanmak çok akıllıca. Astarion karakterini yanınızda çok iyi bir arkadaş olarak taşırsanız, karakter ile ilişki düzeyinizi yükseltirseniz questline'ı farklı ilerliyor, onu kimi konularda ikna etmeniz daha kolay oluyor, hikayesini size daha çok açmaya başlıyor. Ama Astarion ile romantik yola saparsanız oyun i-na-nıl-maz bir hale geliyor. 


 İlk oynadığımızda ben Astarion'u çok sevdim, zaten vampirleri çok severim, karakterin seslendirmeni ve motion capture oyuncusu olan Neil Newbon harika bir iş çıkarmış, karakterin tiyatral yapısı, aksanı, büyülü tavrı çok hoşuma gitti. İki oyuncu tek ekranda oynadığımız için kendimize birer companion seçebiliyorduk, Astarion'u gördüğüm andan beri başka companion'um olmadı zaten. Ama ilk oyunumuzda ben bazı seçimlerde o kadar da ileriyi göremedim, romans rotası olabileceğinden haberim yoktu, karakterin bize göre bu kadar şekilleneceğini bilmiyordum ve Act 1'i hiç romans açmadan bitirip ancak Act 2'nin sonlarına doğru "dear" ve "darling" hitaplarını almaya başladığımda "Bir dakika ya, oluyor muydu öyle?" diye oturup internetten araştırmaya başladık. Ben, Astarion bize hiç yüz vermez sanıyordum, kampta Gale, Karlach, Lae'zel, Halsin ve hatta Wyll bile bizi romansa götürecek küçük diyaloglar açmışlardı, eşim bir kez Gale'in kalbini kırıp sonra Karlach ile flörtleşiyordu ama Astarion beni Act 1'deki tiefling kutlaması sahnesinde doğrudan reddetmişti. O da öyle bir karakter demek ki deyip üzerinde durmamıştık ama karakter gelişimi bana göre ilerledikçe Act 2'de bunun ışığını gördük. Oturup araştırınca da meğer Act 1'de yaptığımız bazı şeylerin fark etmeden Astarion'u üzdüğünü, kızdırdığını, o yüzden bize bu kadar geç flört yolunu açtığını fark ettik. Ben hemen heyecanlanıp "O zaman bundan sonra açarız bu yolu!" dedim ama eğer Act 3'ü sevgili olarak geçirirsek bunun çok daha iyi olacağını ve artık bu kadar geç açılan romans rotasıyla muhtemelen ancak Act 3'ün sonlarında sevgili olabileceğimizi fark ettik. 


 Act 2'deyken, Act 1'in haritasına geri dönüp yine de role play'den çıkmayarak o haritayı biraz daha gezip belki Act 3'e geçmeden yine de Astarion'un kalbini hala kazanırız diye düşündük ama Act 2'de de çok ilerlemişiz, bu yüzden Act 1'e dönen kapı bize "Artık geçmişle ilgilenme değil önümüze bakma zamanı" diyerek açılmadı. O anda ben biraz üzüldüm diye eşim, bir buçuk haftalık save dosyasını gözünün yaşına bakmadan geride bırakıp "Sen mutlu olacağın oyunu oyna, en baştan başlar bu sefer Astarion'u kazanırız sana, en nihayetinde neleri yanlış yaptığımızı öğrendik" deyiverdi. Kendinize böyle eş bulun. Ama işin şakası bir yana, onun da çünkü işine geldi, Astarion'un karakter gelişimine göre Act 3'e sizin arkanızdan da iş yapan, manipülatif, sizi hiç umursamayan, şarlatan bir Astarion'la girmek yerine size değer veren, açık, hikayesini eksiksiz anlatan ve questline'ını size sunarken tüm ihtimalleri de sizinle paylaşan bir Astarion çok daha makul çünkü. 


 Ve biz basbayağı oyuna en başından yeniden başladık. İyi ki de başlamışız, bir iki günde yeniden Act 2'ye ulaştık, Astarion'un hikayesi de daha şimdiden çok daha efsanevi ilerliyor, karakterin gelişimi daha şimdiden harikulade oldu, o yalancı, pis, tiyatral Astarion'u love confession sinematiğinde ona sarılarak kırdığımız anda zaten çok duygulandık, daha şimdiden bizimle çok daha yumuşak bir tonda konuşuyor, artık bize her şeyini açıkça anlatıyor ve kendi rotasını samimiyetle paylaşıyor. 


 Ben ilk oyunumuzda Astarion'un ne kadar kaotik bir karakter olduğuna çok dikkat etmemiştim. Aslında bunun ipucunu size küçük küçük sunuyor. Irkçılığa uğrayan, sevilmeyen, kötü olarak kabullenilen karakterlere karşı sempatisi var, kimsenin sevmediği tiplere karşı hassasiyeti var, kendisi de vampir olarak dışlandığını düşünüyor ve kendini kötücül ırklara daha yakın buluyor. 200 yıl boyunca esir tutulduğu ve kullanıldığı için genel olarak tüm dünyaya karşı kindar, "Kimse ben kaçırılıp 200 yıl boyunca işkence görürken bana yardım etmedi, ben neden başkalarına yardım edeyim ki?" diye düşünüyor. Bu yüzden bağlı companion'unuz oyken heroik bir karakter oynarsanız sizden kolay kolay da hoşlanmıyor. Benim en çok zorlandığım nokta buymuş, ben kendim gibi oynayıp tatlı, iyimser, iyi kalpli, herkese yardım eden bard bir orman elfiydim, bizden yardım isteyen kimseyi geri çevirmedim, kimseyle kaba konuşmadım, dalga geçmedim ve Astarion bu yüzden Act 1 boyunca benden hiç etkilenmedi. Astarion'un bizden etkilenmesi için durduk yere kahramanlık taslamak yerine bizim de biraz dalgacı, yerine göre acımasız, kaotik bir tip olmamız gerekiyor ne yazık ki. İkinci oyunumda içimin pek elvermediği dalgacı diyaloglarım oldu ama tüm o diyaloglarda Astarion da benimle beraber dalga geçtikçe sonradan sonradan bu yol da hoşumuza gitmeye başladı. Eşim "Sırf Astarion tavlayacaksın diye kendi karakterinden çıkmak nasıl bir his?" diye dalga geçerken içimdeki toksik dürtü tetiklendi: "Tavlayana kadar ben de onun gibi kaotik bir tip olacağım ama bir kez tavladıktan sonra ben onun içindeki yumuşak, iyi tarafı ortaya çıkaracağım," deyiverdim, ama gerçekten de öyle de oluyor, karakteri öyle yazmışlar.





 Astarion'un peşinde, eski işkencecisi ve vampir lordu Cazadar'ın peşine taktığı bir vampir avcısı var. Benim ilk oyunda yaptığım en büyük yanlış, vampir avcısı ile konuştuğumuz sahnede seçtiğim diyaloğun beni sonradan Astarion ile üzerine konuşabileceğimiz ve orada aslında onun arkasında durmak için öyle yaptığımı anlatabileceğim bir diyalog olduğunu zannetmemdi, oradan sonra toparlayamamışım Astarion'un güvenini. O diyalogda bir kez Astarion'u ele verip de ondan "You, idiot!" tepkisini aldıktan sonra konu hakkında bizimle konuşurken kendimizi açıklamamıza izin vermiyor. O yüzden o olayda vampir avcısıyla işleri nasıl yönetmek istediği konusunu tamamen Astarion'a bırakmanız lazım. Ben "Al, aradığın vampir yanımızda, ne yapabilirsin ki burada, yanında biz de varız, sıkıyorsa avla bakalım!" dediğimi sanmıştım, ama ben onu açık ettiğim anda Astarion'un bana olan güveni kırılmış. Astarion'a dönüp "Bu konuda ne yapmak istersin, bak, Astarion adında bir vampir arıyorlarmış, sen biliyor musun öyle birini keh keh?" falan diyerek ilerlemeniz lazım. Ben savunacaktım çocuğumu aslında, kaldı ki savundum da kombatta, ama açık ettiğim için çok fena kaybetmişim.


 Astarion, ne kadar 200 yıldır dünya yüzü görmemiş bir karakter olsa da, güzel sanatlara, güzel yemeklere, şaraba, müziğe, kitaplara, hayvanlara düşkün bir yüksek elf, şehirli bir tip. Npc diyaloglarında bunlar da etkili oluyor. Benim bard oynamam, ilk oyunumuzda Astarion'u güvensiz haliyle bile bana karşı kıran bir etkendi. Bizim npc diyaloglarımızda arkamızda bize bağlı olan companion'umuzun da yüz ifadeleri ilişki durumumuza göre şekilleniyor, bizden hoşlanmayan Astarion bazı diyaloglarda yüz buruşturuyor ya da sıkılıp etrafa bakınıyor. Ama ne zaman ben npc diyaloglarında npc'lere kibarlıkla ya da ikna veya gözdağı yoluyla yaklaşmak yerine bard seçenekleriyle rol yapsam, sanatsal yaklaşsam, laf ebelikleri yapsam Astarion benim karakterime gururla ve gülümseyerek bakmaya başlamıştı. Şimdiki oyunumuzda da buna dair ufak tefek diyaloglar çıkıyor. Astarion'un çocuklara karşı tepkileri çok random imiş, kimi oyuncuların Astarionları çocukları da korumak istiyor, seviyor, kimilerininki çocuklara karşı özel bir hassasiyet taşımıyor ve kimilerininki ne yazık ki çocuklardan pek hoşlanmıyor. Benimki sanırım hassasiyetsiz bir Astarion, Arabella'yı kurtarma quest'inde ilk oyunumda çocuğu kurtardığımda Astarion'un antipatisini aldım diye ikinci oyunumda kendi haline bıraktım içim parçalanarak, ama bu sefer de sempatisini de alamadım. Çocuk konusunda oyun tamamen sizin Astarion'unuzda zar atıyor. Keşke kurtarsaydım. 


 Halsin'in kendi kampındaki işleri düzelttiğinizde ve tieflingleri kurtardığınızda Halsin "Bu gece sizin kampta kutlama yapalım," diyerek çoğu companion ile ilk flört yolunun açıldığı kutlama gecesinin müjdesini verecek. Ben ilk oyunumuzda Astarion ile ilişki düzeyimiz henüz nötr iken Astarion'la bir kere şansımı denedim, onda da "Seninle birlikte olmak mı ıyy?" dedi, daha da büyük hatayı "Dur azıcık başkalarıyla konuşup kendisine geri döneyim, belki fikri değişir, diyaloğu unutur karakter," diyerek yaptım, oyunda hiçbir karakter hiçbir diyaloğu unutmuyor ve çok incelikli yazılmış bir oyun çünkü bu, kendisine geri döndüğümde bu kez de "Acınası olma, komik oluyorsun," dedi, kalbim kırıldı. O noktada romantik geri dönüş alabilme umudum tamamen bitmişti zaten. İlk oyunumda Act 2'de oyunun Astarion dinamiğini de öyle bir bozdum ki, beni reddeden Astarion da onca onu düşündüğüm ve kalbini kazandığım aksiyondan sonra yine de bana yürüyemedi, ben ekran başında ayrı salak oldum, Astarion oyunun içinde ayrı salak oldu, Act 2'de bazen darling diyor, bazen "Beni neden rahatsız ediyorsun?" diyordu bana. Şimdiki oyunumda, Astarion ile ilişkiyi daha en baştan çok yüksek ve sonra da hemen ardından istisnai seviyeye getirdiğim için benim Astarion'um daha tiefling kutlaması gecesini beklemeden bir gece kampta beni kaçamak yapalım diye çağırdı ve sırtındaki işkence ile kazınmış rünleri daha Raphael ile hiç karşılaşmadan, kutlama gecesini bile beklemeden görmüş olduk. Samimiyetle izleri hakkında bizden yardım istedi, henüz Raphael ortada yokken bu izleri çözmek istediğini anlattı, ilk oyunumuzdaki ketum Astarion, Raphael'den ne isteyeceğini bile söylemiyordu, sırtındaki izleri Astarion'u hiç çıplak görmediğimiz için hiç görmemiş, üzerine konuşamamıştık. Tiefling kutlaması gecesine, önceden de bir kez beraber olduğunuz Astarion ile başlarsanız o gece de sizinle tatlı tatlı flört ediyor, o gece de birlikte olabiliyorsunuz kendisiyle, ama dikkat edin, o gece size bir kez "I love you" dediğinde o hala manipülatif kişiliği kırılmış bir Astarion değil. Bunu guideline'da görmeden de tahmin etmek de çok mümkün zaten, karakter hala manipülatif, sizi elinde oyuncak etmeye çalışan, ama sizden bir yandan da etkilenen bir karakter, sadece iki kere beraber olmuş oluyorsunuz ve henüz sevgili değilsiniz. Bunu görememiş olan kadın oyuncuların bazıları ileride çok üzülmüşler, love confession sahnesini tetikleyemeyip Act 2'de ya da Act 3'te Astarion tarafından yarı yolda bırakılan, "Benim için hiçbiri gerçek değildi," diyen Astarion yüzünden hayal kırıklığına uğrayan çok fazla oyuncu var. "Sevgili olduğumuzu sanıyordum, istediği yolu tercih etmeyince beni terk edip gitti, neyi yanlış yaptım?" diye şaşıran çok. 


 Astarion, elde etmesi zor bir karakter olarak yazılmış ama hikayesinde önce sizin karakteriniz Astarion'a vurulsa da eğer işleri doğru yaparsanız Astarion size daha da derinden vuruluyor. Love confession'unu iki farklı şekilde alabiliyorsunuz Act 2'de, ben ilk oyunumda ikisine de çok yaklaşmıştım ama Act 1'de hiç flört edemediğimiz için sadece bana güvenmeye ve değer vermeye başladığını söylemekle yetinmişti. Şimdi, love confession, iki seçenekten birinde çıkacak, ikisini de denedim, birini alırsanız diğeri tetiklenmiyor. Benim gönlümden geçen, Raphael ile olan anlaşmasına yardım ederek Astarion'a ne kadar değer verdiğimi göstermekti, o çok daha samimi bir confession tetikliyor. Ben şimdiki oyunumda bunu alıp bundan sonra guideline takip etmeden sevgili olduğum Astarion ile yoluma devam ediyorum, ama diğerini de gördük, o da eşimin de içine sinmedi, "Biz daha samimi bir itirafı hak ettik!" diyerek oturup save'i yine geri alıp üç saat Raphael görevine geri döndürdü bizi. Daha az samimi olan aşk itirafı sahnesi, Moonrise Tower'da drow Araj Oblodra ile "Vampir arkadaşın beni ısırabilir mi, en büyük fantezim buydu," diyaloğundan sonra açılıyor. Eğer orada Araj ile Astarion arasındaki konuşmada da Astarion'a birey olduğuna dair saygı duyacak diyalogları tercih eder, Araj'ı ısırıp ısırmama kararını ona bırakırsanız Astarion tatlılaşıyor, ömrünün 200 yılı sürekli birinden emir alarak geçmiş ve ona sürekli yeni kurbanlar getirirken yakışıklılığını kullanarak kendini fantezi unsuru olarak gören kadınları tavlamaya çalışmış bir Astarion, ilk kez hiç de çekici bulmadığı birini ısırmak zorunda bırakılmıyor, hiçbir şeye zorlanmıyor ve seçimlerine saygı duyulduğunu hissediyor. Bunun üzerine size daha oracıkta teşekkür ederek Araj'ı reddediyor ve o gece kampta dinlenirken sizi diyaloğa çağıran bir sinematik açılıyor. Benim ilk oyunumda da ben bunun bir love confession tetikleyicisi olduğunu bilmeden Astarion'a aynı şekilde davranmıştım ve bana o gece "Aslında ben böyle bir fırsatı niye reddettim bilmem, o drow'dan alacağımız iksiri hem sen de kullanırdın, ama içimden ısırmak gelmedi, bana saygı duyduğun için teşekkür ederim," deyip geçmişti sadece. Flört ettiğimiz ve daha önce iki gece beraber olduğumuz Astarion, "Ben hayatım boyunca manipülasyonla, yakışıklılığımla efendime bir sürü kurban götürdüm, birlikte olmak istemediğim birçok kadınla birlikte oldum, ilk kez sen beni böyle bir şeye zorlamadığında içimde bir şeyler kırıldı, seni de diğer kurbanlar gibi düşünüp kullanırım sanmıştım ama artık seni de ısırmak için manipüle etmek istemiyorum, aramızdaki şeyin daha farklı olmasını istiyorum, sana gerçekten değer veriyorum," dedi. Bu itiraf o kadar hoşumuza gitmedi, benim de gönlümde sırtındaki rünler ile ilgili yoldan ilerlemek vardı, save'i geri aldık.


 Eğer Raphael ile Astarion'un anlaşmasını gerçekleştirmesi için orthon öldürme görevini yaparsanız orthon'u biraz uzun süren bir kombat sonrasında hallettiğinizde Astarion daha oracıkta "Benim işim için bu kadar uğraştığına inanamıyorum, sanırım sen sandığımdan da daha iyi bir yol arkadaşısın ha?" deyiveriyor. Orada "Ben bu itirafı kendi istediğim gibi alacağım," diyerek yine guideline'ı bir yana bıraktık, Astarion'a "Teşekkür et ayı, o kadar uğraştık," diyaloğunu seçtim, o da hoşuna gitti. Eşimle kıkır kıkır gülerek Astarion'un tepeden bakan tavrının kırılmaya başlamasını izledik oturup. O kombattan sonra kampa gittiğinizde Raphael kampta beliriyor, Astarion'a rünlerle ilgili bilgi vermeye başlıyor, sonra yeniden geleceğim diyerek gidiyor. Eğer o gece love confession alamasanız bile kampta bir sonraki gece Astarion sizi yanına çağırıp bu sefer gerçek ve güzel bir sevgililik başlangıcı konuşması yapıyor: "Seni ilk gördüğümde 200 yıllık alışkanlığımla seni kullanmak için manipüle etmek istedim, elde ettiğimi de düşündüm, her şey çok basit bir plandan ibaretti, seni kendime aşık edecek ama ben sana aşık olmayacaktım, ama sen bu yolculukta benim yanımda olmaktan başka bir şey yapmıyor, bana saygı duyuyor ve beni düşünüyorsun, planım suya düştü çünkü sürekli seni düşünüyorum. Sen gerçek bir şeyi hak ediyorsun, ben de bizim gerçek bir çift olmamızı istiyorum," dedi. Diğer diyalog seçenekleri bu konuşmayı nereye götürür bilmiyorum ama ben bunu duyar duymaz Astarion'a sarıldım, sarıldığımız anda Astarion'un tüm manipülatif hali tamamen kırıldı, iki yüz yıldır kendisine muhtemelen ilk kez biri sarıldı, şaşırdı, sonra elini bize sundu ve o noktada legit bir çift olduk. 





 Bu iki confession'dan birini tetiklemediyseniz Act 2'de de, Act 3'te de hala sizinle kendi amaçları için birlikte olan Astarion'u companion olarak taşıdığınızı unutmayın demişler hep, Act 3'te belki ileride tetiklenen başka yollar vardır ama Act 3'e romantik Astarion ile girseniz bile ilişkinizi resmiyete dökmeden hala size kendi questline'ını tam anlamıyla açık olarak sunmayacak. Ben istediğim love confession'unu aldıktan sonra role play'den yine çıkmamak için başka şeylere bakmıyorum ama tahmin edilemeyecek şeyler değil, Cazador'un yükselme planını hem bozmak istiyor, hem de içten içe Cazador'u alt ettikten sonra yükselme planını kendisi için uygulamayı da düşünüyor hala Astarion, onun gücünü kendisi elde edip kendi isteği doğrultusunda kullanmayı da hala ciddi ciddi düşünüyor ve bunları sevgili olduğumuz için muhtemelen artık bize de danışacak, ilişki düzeyi ve romantik ilişkiler, companionlar hakkındaki yönlendirmelerimizde farklı seçenekler sunuyor çünkü. Herkesin geyiği şey zaten, "Astarion'u bir kez kendi avcumuza aldığımızda ne zaman çok kötü, çok kaotik bir planla gelse, 'Tamam tatlım, yaparız, hallederiz sevgilim,' diyerek gönderiyoruz, ama hiçbir zaman da kötü bir şey yapmasına izin vermiyoruz, yine razı oluyor." Ben de tam olarak öyle bir Astarion çizgisi çiziyorum kafamda oyunla ilgili. Güzel çocuğumun kendisinin de ileride üzüleceği bir şey yapmasına izin vermeyeceğim, içindeki iyi kalpli, yumuşak tipi açığa çıkaracağım. 


 Oyunun Astarion ile ilgili aşk hikayesini ne kadar ciddiye aldığına dair birkaç ipucu daha var, oyunda Astarion'un çadırının arkasına geçip görüş açınızı Astarion olarak ayarladığınız bir noktada, soundtrack albümünde de bulunan I Want To Live çalmaya başlıyor, sözleri "I feel your breath upon my neck" diye başlayan, çok romantik ve güzel bir şarkı. Ben Astarion romans rotasında ilerlemek istediğimde kendime tamamen bu şarkıyı rehber aldım, şarkıda Astarion da aslında yaşamak istediğini, önceki günahlarının kendi suçu olmadığını itiraf edip "Geleceklerimiz birbirine bağlanmıştı, bunu benden önce vücudum biliyordu," diyor. İlk oyunum bitince bir kez de dark urge oynayarak Astarion'a istediği tüm gücü elde etmesine yardım ederek, tamamen onun yolunu takip ederek de oynarım ama bu oyunumda Astarion'u iyileştireceğim, evet. 


 Yine, tüm companionların çadırları oyunda etkileşime girilemeyen, sadece öndeki dekorların yerlerini azıcık değiştirebildiğiniz çadırlarken bir tek Astarion'un çadırında o ayakta durup kitap okurken dizinin dibinde ona dönük biçimde oturabileceğiniz küçük bir puf var. Gölgeyürek'in çadırının önünde de bir sandalye var sanırım ama Astarion'unkini resmen bir çift olarak beraber vakit geçirebiliyor gibi durmanız için yapmışlar, o kitap okuyor, siz yanında oturuyorsunuz idle anlarda. 


 Ve yine diğer tüm companionların da eminim ki hikayeleri muhteşem, ben daha şimdiden Karlach'a (eşimin romantik partneri de o) aşırı bağlıyım, Karlach ile multiplayer modumuz yüzünden kendim arkadaş olamıyorum diye kahroluyorum, eşime bağlı olan companion olduğu için benimle hiç konuşmuyor, Gale'i çok seviyorum, Gölgeyürek'in karakterini dahil olduğu tarikat mahvetmiş diye kendim de mahvoluyorum, Gölgeyürek'i de iyileştirmek istiyorum, Halsin'i çok seviyorum ama Halsin çok girişken bir şekilde aşırı sert biçimde flört etmeye uğraşıyor, gözüm de korkuyor Halsin'den, ne zaman kampta bana agresif agresif flört yolu açmaya çalışsa eşimle gülüyoruz "Şu arkadaki çadırdaki vampiri görmüyor musun be adam, çizdireceksin kendini!" diye, Wyll'i Karlach çok değer verdiği için çok seviyoruz, eminim ki hepsinin de kendi romantik rotaları çok inceliklidir ama eşimle biraz Gale, epeyce de Karlach gördüğümüz için daha şimdiden emin olduk, Astarion için "uğraşmaya değer" bir romantik rota çizmişler. Karlach eğlenceli, flörtöz, doğal, tatlı bir tip, hemen tav oluyor, hemen "I love you!" diyor, hiç zorlamıyor. Gale de, eşim Gale'e arkadaş olarak yaklaşırken hemen kampta yıldızları izlemeye çağırıp şıp diye "Beni arkadaştan daha fazlası olarak görme ihtimalin var mı?" demişti. Wyll bir kere eşimin karakterine "Bir gün seninle dans edelim," dedi, Lae'zel durduk yere yatağa çağırdı, Halsin kendisiyle ne ara questler için konuşmaya gitsem ayı formundaymış gibi sert sert flört ediyor, hepsi de romantik rotalarında çok kolay ilerleyeceklerinin ipucunu veriyorlar, bir Astarion'un gerçekten sizden hoşlanıp hoşlanmadığını bir türlü anlamıyorsunuz, anladığınızda da bütün bir act boyunca uğraştığınıza değiyor gerçekten. En derin, çetrefilli, uğraşlı aşk hikayesi Astarion'unki galiba. Diğerlerini de deneyip göreceğiz ama ben bu oyunu oynarken Astarion'dan başkasıyla flört etmek benim için aşırı zor olacak.


 Bundan sonrası için ipucu ne yazık ki ben de veremiyorum, oyunun doğallığını bir kez bozduk diye bile üzülmüştüm ama esas şimdi istediğim oyunu oynadığım için mutluyum da, bundan sonra oyun bizi nereye götürecek ben de yaşayıp göreceğim. Ancak Astarion'un sevgiliniz olduğundan emin olarak oynamak için bunlara dikkat etmeniz gerekiyor uzun lafın kısası. Hiç elde edemeyenler var, elde ettiğini sanıp Act 3'te şaşıranlar var, taa Act 3'ün sonuna, Astarion questline'ı bitene dek beklemek zorunda kalanlar var. Niyetiniz buysa ve bu şekilde oynamak istiyorsanız yazıdaki noktalara dikkat ederseniz kolay bir Astarion hikayesi sunmuş olurum sanırım size böylece. Ha, bu arada Astarion için kendi role play'inizden hiç çıkmayabilir, hiç kaotik olmayabilir, yine heroik bir karakter olabilirsiniz de, ama hızlıca açılmaz, o da oyuncular için küçük bir zorlanma. 


 Son söz olarak şunu da belirteyim, Astarion ile sevgili olduğunuzda kombatlarda yere düştüğünüzde o "Ölme!" diye bağırmaya başlıyor, o yere düştüğünüzde sizin karakteriniz "Astarion, hayır, sonumuz böyle olamaz!" diye. Bunlar daha ufacık detaylar, muhtemelen oyun ilerleyişinde çok daha fazlası olacak ama oyunu aşırı tatlı hale getiren bu minik detayların da hastasıyız. Eşimin karakteri düştüğünde Karlach da romantik partneri değilken hiçbir şey demiyordu, o da eşimin karakterine "No, not on my watch!" demeye başladı, tatlı ama yine de bir Astarion değil.


 


8 Şubat 2024 Perşembe

Öykü

 Kayıp Rıhtım'ın Aylık Öykü Seçkisi'nin son teması perili ev idi. Kayıp Rıhtım, daha çok spekülatif öyküleri kabul eden bir platform olduğundan, perili ev temasını bilim kurgu olarak ele alıp temayı epeyce eğip bükerek bir öykü kurgulamak istemiştim, sonuç olarak içime sinen bir öykü de ortaya çıkınca ben de bu seçkiye öykümü gönderdim. Okumak için buraya gidebilirsiniz.

Etiketler

alıntı (2) animasyon (1) aşk (1) biyografi (1) çizgi film (2) dizi (4) edebiyat (1) film (3) kitap (2) korku (1) müzik (3) oyun (3) öykü (3) sanat (3) şarkı (4) şiir (1) video (6)