13 Ağustos 2024 Salı

RPG Türü Oyunlarda Romans

     Son zamanlarda arka arkaya oynadığım Baldur's Gate 3, Dragon Age serisi ve Divinity: Original Sin 2'den sonra bu tür oyunlarda en keyif aldığım şeylerden birinin romans sistemi olduğuna artık kesin kanaat getirdim. Bir bilim kurgu ya da fantastik yapımda en keyif aldığım şey de o yapımın içindeki aşk ve dostluk hikayeleridir zaten, bu romanlarda da, dizilerde de, filmlerde de böyle. Kurgusal bir evrende, o evrenin sistemini, işleyişini, o evrendeki zorlukları, kuralları hikaye anlatımında sererken içine dostluk ve aşk öyküleri de işlendiğinde o evrenin insani yönünü de keşfetmemiz sağlanır çünkü. Beni de sıradan bir oyuncudan bir anda hardcore oyuncuya dönüştürüveren kritik öge, rol yapma oyunlarındaki romans sistemi oluverdi, artık eminim. Baldur's Gate 3'ü, altı kez baştan sona bitirdim, Dragon Age serisini yutar gibi üç oyunu arka arkaya oynayıp son oyunu bir de canon world state dışında default world state ile başlattım, Divinity: Original Sin 2 de bu aralar tüm gecelerimizi meşgul ediyor. Neden? Çünkü içlerinde çok tatlı aşk ve dostluk hikayeleri var. 


    Aslında The Witcher 3: Wild Hunt'ta da Geralt olarak rol yaparken daha oyunun içinde görmediğim Yennefer'a karşılaşınca veririm diye yollar boyu çiçekler toplamamdan da belliydi. Witcher'da "Triss mi, Yennefer mı?" seçimi benim için çok kolay olmuştu, Triss çok güzel, masum, çocuksu bir karakterdi ve aslında Geralt'ın orijinal aşk seçimiydi ancak bütün oyun boyunca Yennefer'a ulaşmak için verdiğimiz mücadeleler, oyun boyunca şarkılarla Yennefer'a kurulmamız, o aşkın daha gizemli ve zor olması benim seçimimi Yennefer'dan yana yapmama neden olmuştu. İlk romans seçimim, Yennefer imiş, henüz rpg romansları hakkında bilinçli bir keyif almadan... 



    Sonra, Baldur's Gate 3 geldi, aklımı aldı, aylarca, sanırım üç ya da dört ay boyunca oyunu her bittiğinde yeni bir ırk ve sınıfla yeni bir oyuncu karakteri oluşturarak oynadım. Hala Eylül patch'ini bekliyorum, dark urge karakterine eklenecek yeni sonları, yeni sinematikleri, yeni rotaları keşfetmek için. Oyunun aklımı almasındaki en büyük sebep, hem hikayeyi, Forgotten Realms evrenindeki o detaylı, ayrıntılı rol yapma olanağını sevmem, hem de içindeki dostluk, arkadaşlık ve romans rotalarının aşırı detaylı olmasıydı. Astarion'a basbayağı aşık oldum, hikayesindeki her budaklanmanın sonucunu gördüm, her arkını oynadım, görmediğim tek rota kalmıştı, onu da göreyim diye başlattığım son oyunum hala devam ediyor. Heroic Tav/Spawn Astarion, Resisting Dark Urge/Spawn Astarion, Embracing Dark Urge/Ascended Astarion görüldü, yalnızca Heroic Tav/Ascended Astarion'u görmedim, onu oynamak için açtığım Tav'ı drow ırkı ile oluşturunca o da biraz Chaotic Tav/Ascended Astarion olacak şekilde ilerliyor ama olsun. Astarion, BG3'teki ana romans seçimim, oyunu bir kez de Gale romans rotasıyla bitirdim, çok az keyif aldım. Astarion'un yapısı, oyunu çok iyi hale getiriyor çünkü, iyi seçimlerle de, kötü seçimlerle de çok iyi bir partner oluyor yanınızda, Dark Urge'ün vazgeçilmez companion'ı olduğu gibi heroic karakterinize göre de çok güzel şekilleniyor. Romans rotası en detaylı ve en zor olan karakter olduğu için uğraştıkça elde ettiğiniz karakter gelişimi oyundan daha çok keyif almanızı sağlıyor. Bir kez, Astarion romansına Halsin'i de dahil ettim, o da ilginç bir detay oldu ama çok eşli bir karakterin rolünü yapmak çok da hoşuma gitmedi, save dosyasını geri aldım. Gale romans rotasına girene dek de Act 1'de Astarion ve Gale ile aynı anda iki rotayı da başlatarak oynadım, kaotik bir roleplay'im vardı, en sonunda Astarion da, Gale de karar vermemi istediğinde "Bu kez de Gale'i göreyim," diyerek Gale'de karar kıldım. BG3 erkek koleksiyonum üç dört kez Astarion, bir kez save dosyası geri alınmış Halsin ve bir kez de Tanrı rotasındaki Gale.


    Astarion, vampir yüce elf şarlatan geçmişli rogue olarak her oyunumda çok işime yaradı ama bazı oyunlarda kendisini hırsız alt sınıfı yaptım, bazı oyunlarda çoklu sınıf olarak bard ve monk seçtim, şimdi en son oynadığım oyunda barbar rogue olarak çoklu sınıfa sahip, her oyunda kendi Astarion'umun imzası gibi Volo'nun gözünü ona verip kendisini bir Van kedisine dönüştürdüm. Her kilidi açan, her şeyi çalan, kimi oyunlarda vampir lordu olsa da genelde vampir tohumu olarak kalan sevgili rogue'um.



    Halsin ayısını bir oyunda Astarion ile ilişkimize dahil ettim, çünkü Sharess' Caress'teki drow ikizlerle olan diyaloga yanımızda Halsin varken dahil oldu ve Halsin'i terslediğimde Astarion da disapproval verince karakterin kodlarında Astarion'un da Halsin ile üçlü bir ilişkiyi onayladığını keşfettik. Astarion approval'ı için Halsin'i de araya sıkıştırdık, normalde drow ikizlerle olan orgy'de Astarion çoğu zaman pişman olurken işin içinde Halsin de olunca bir de keyif almaz mı işten... Ama roleplay'e o şekilde devam edip bütün oyun boyu romanslanmış Halsin de istemediğim için yine de save dosyası geri alındı, Sharess' Caress'e girilmeden Halsin kampa gönderildi araya karışmasın diye, öyle devam edildi oyuna.



    Gale, bütün oyunlarda partimden genellikle eksik etmediğim, wizard olarak olmazsa olmaz companion'ım. Arkadaşlık rotasını da çok seviyorum, Gale'i patlatarak oyun sonuna gittiğim oyunlarımda hep çok üzüldüm, Gale'in elini kestiğim evil run'larda bir oturup ağlamadığım kaldı, oyun boyunca Gale'in sesini duymadığımda kahroldum. Gale'in partide olması bana hep güven veriyor, incantation seslendirmeleri de, büyü animasyonları da aşırı karizmatik, en sevdiğim companion, romanslı Astarion'a rağmen hep Gale oluyor, Gale konuşsun, bir şeyler anlatsın, espriler yapsın, bilgiçlik taslasın diye gözüm hep onda. O yüzden bir kere de onu romanslayayım dediğimde pek de keyif almadığımda hayal kırıklığı oldu, romans rotası Mystra yüzünden çok çekilmez oluyor. Act 2'de bile hala "Mystra'yı aslında tam olarak unutmuş sayılmam," diyen Gale, Act 3'teki Mystra yüzleşmesi falan romans rotasını uyuz hale getiriyor. Astarion'dan şaşmamaya devam...


    Genelde roleplay oyunlarında self-insert işini sevdiğim ve kadın karakter açıp erkek karakter romansladığım için kadın karakterlerin romans rotalarını ancak orijin karakter oynuyorsam görebiliyorum, bir kez Astarion orijini oynarken Astarion içinde benim olmadığım evrende de yalnız kalmasın diye de Shadowheart romans rotasında da ilerledim. Shadowheart moron bir tip olduğu için iki act boyunca sıkıcıydı ama son act'te açıldı romansı, keyifliydi, Astarion ile birbirlerine yakıştıkları için sinir oldum, bir daha asla.





    Dragon Age Origins'teki ve Dragon Age evrenindeki ilk romans rotam, kanon oyuna başlarken Alistair idi, kimse beni uyarmadığı ve hiçbir spoiler almadığım için mahvettiğim bir rotaydı. Female elf mage olarak oynarken Alistair'i şakalaşa şakalaşa partimde tuttum, her espri ve şaka diyaloğunda Alistair'i sürekli zorladım, sınırlarını zorlaya zorlaya, her şaka diyaloğunu kaldırdığı için müthiş eğlene eğlene resmen yanlışlıkla romans rotasına girdim. Zevran'dan daha çok hoşlanmıştım ama Alistair çok şekerdi, seslendirmesi de diyalog ağaçları da çok tatlıydı, yanlışlıkla partnerim yapınca da "Artık madem romanslandı, gel seni kral yapayım ya," diye kral rotasına soktum, ben de kraliçesi olurum diye düşünüyordum kiiiii elf bir mage'i insan soylusu templar geçmişli krala tabii ki yar etmediler, Hero of Ferelden warden'ım kahramanca ölmeyi tercih etti oyun sonunda. Kanon dünyada Alistair de kral olarak kaldı, her oyunda karşıma sonradan kral olmuş haliyle geldikçe "İyi, terk ettiğine değdi bari," diye dertlendim biraz. Gülünü bile envanterimden hiç ayırmamıştım aah ah. Bir de Origins'teki üç piksel haliyle romans yapıp cefasını çektik, Inquisition'da ne şekil olmuştu öyle, aah ah.




    Dragon Age 2'deki romans rotam, tiksindiğim ve hiç hoşlanmadığım tek romans rotası, Anders. Çünkü 2'de bir ara actler arası geçişi güzel hesaplayamadım, henüz Fenris'i bulmadan Varric expedition görevi için hazırız dediğinde atladım, oysa Alistair'den ağzım yanınca bu sefer romans rotalarının detaylarına da bakmıştım ve Fenris'e göz dikmiştim bile ama Fenris'i bulamadan oyunu ilerletince Fenris bir daha karşıma çıkmadı ve Anders'e kaldım. Oyun romanssız da geçmesin diye istemeye istemeye Anders'i romantik partnerim yaptım, hiç keyifli değildi, gelip evime yerleşince eve mektuplarımı kontrol etmeye gittiğimde falan evde gördüğümde tiksindim. Pis. 


    Solas, kanon oyunum için seçtiğim romans olmasından muhtemelen Veilguard'da pişman olabileceğim, ama Astarion ile beraber oyun dünyasındaki ikinci aklımı alan karakter, Inquisition'da, Dragon Age'in birbiri üzerine eklene eklene devam eden evrenindeki son romans seçimim. Bayağı aklımı aldı, oyun boyunca beni sersem etti, Solas ne derse onu yaptım, yine de Corpyheus sonrası partiyi terk etti, Mythal Temple sonrası karakterimi terk etti, Trespasser'da partiye de bana da dönmedi, çünkü hepsi de kaçınılamaz durumlarmış, bunu yarı spoiler alarak oynuyordum, döndürme ihtimalim var mı bilemiyordum, karakterimi terk ettirmeme ihtimalim var mı onu da bilemiyordum, her travmadan sonra "Aaaaa?" diye Reddit'e koştum, hepsi de kanonikmiş, kodları öyleymiş, her halükarda her noktada terk ediliyormuşum, üzüle üzüle, dertlene dertlene oynadım durdum bu adam yüzünden oyunumu. Engizitör oyuncu karakterim de female elf mage idi, Solas'ı kurtarmayı seçti, Solas tarafından terk edilse de, bakalım Veilguard çıkınca bu kararımız bize dünyada kaç yıla mal olacak. 




    Inquisition'da bazı diyalogları romans diyaloğu mu, heroic diyalog mu, confused diyalog mu diye ikonlarına bakmadan omurilikten hızlıca seçerken Cullen'a bu sahnede, Solas romans rotasında ilerlerken "Daha sık satranç oynamalıyız," dediğimde Cullen şaşırıp "Aa, ben Solas'ın arkadaşlığını tercih ediyorsun sanıyordum," dedi ve o diyaloğun ikonunun kalp ikonu olduğunu hatırladım. Cullen'a "Evet, arkadaşça da satranç oynayamaz mıyız sarı oğlan?" diyerek diyalogdan ayrılsam da Cullen'ın da etrafında özellikle Solas beni terk ettikten sonra dört döndüğüm ama Trespasser'da Solas ile karşılaşacağımı bildiğim için o rotaya da girmek istemediğim için içimde kalmasın diye Inquisition'u bir de default world state ile yeniden oynamaya başlayıp Cullen'a da şu aralar her fırsatta "Ee Cullen, anlat bakalım nasıl gidiyor işler?" diyor, etrafında daireler çiziyor, karakterimi oyundan çıkarken bu sefer Solas'ın odasına değil, Cullen'ın yanına park ediyorum. Çünkü esasen engizitöre yakışan rota da o. Köpeği de var Cullen'ın oyun sonunda. Solas yüzünden oyun boyunca köpeğimiz yoktu, dread wolf'un olduğu yere köpek gelmezmiş diye. Köpeğiyle tavladı beni Cullen, sırf kanon oyun Solas'ta kalsın diye yeniden Keep save'ini almadım ama default world state'te bir de Cullen görmek istedim. Commander ya.




    Vee, vampirdir, dread wolf'tur derken düştüğümüz durum, ta-daaaaa: undead. Divinity: Original Sin 2'de, Ifan Ben-Mezd gibi bir karizma dururken ben ne yaptım, Fane'in diyalogları ve seslendirmesi çok eğlenceli diye gidip gönlümü bir undead'e kaptırdım. Damarında kanı akan companion sevmiyorum sanırım. Fane ya, şekerim, Blackpits'te Eternal ırkının kaderini araştırıyoruz henüz, romans rotası açıldı ama henüz kilitlenmedik galiba, bakalım neler olacak. 


    Mass Effect serisi için de şimdiden Garrus'a göz koydum, Divinity biter bitmez de sanırım ilk oyunda değil ama ikinci oyunda Garrus'tayım, bekle beni Garrus.


    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

alıntı (2) animasyon (1) aşk (1) biyografi (1) çizgi film (2) dizi (4) edebiyat (1) film (3) kitap (2) korku (1) müzik (3) oyun (3) öykü (3) sanat (3) şarkı (4) şiir (1) video (6)