23 Mayıs 2023 Salı

Jibaro

Netflix'in bilim kurgu kısa animasyonlarını derlediği Love, Death & Robots antolojisini ilk sezonundan beri ilgiyle takip ediyoruz. İlk sezondaki Zima Blue adlı bölüm bizi çok etkilemişti, hala açar, tekrar tekrar izleriz. 
 
Bu sezonu izlemekte geç kalmıştık, geçenlerde bir oturuşta izledik ve Jibaro, son sezonun son bölümü bizi kalbimizden vurdu. Bir sanat eseri sizi heyecanlandırdığında içinizden yükselen o coşkuyu bilir misiniz bilmem, Stendhal sendromu olarak da bilinir, bunu iliklerime kadar hissettiğim bir bölümdü Jibaro. 




Bir grup zırhlı asker, bir ormanın derinliklerinde ilerliyorlar, askerlerden birinin sağır olduğunu görüyoruz. Bir göle yaklaştıklarında, sağır olan askerin gölden bir mücevher parçasını çıkarmasıyla birlikte gölün büyülü yaratığı, üzerinde belki de binlerce parça mücevher olan, Yunan mitolojisinin sirenleriyle Kelt mitolojisi ve İngiliz masallarının "göldeki hanım"ına benzeyen, sulardan dans ederek yükselen bir kadın, çığlıklar atarak sesiyle askerleri çıldırtıyor ancak sağır olan askeri doğal olarak etkileyemiyor. Tam da bu nedenle, neden etkileyemediğini anlayamadığı için o askeri merak ediyor ve asker uyurken ona yanaşarak onu inceliyor, öpüyor, kokluyor ve ona sarılarak uyuyor. Aralarında bir çekim oluştuğu anda askerle birbirlerini yaralayarak, kanatarak yakınlaşıyorlar ve asker, bu büyülü yaratığın artık ellerinin içinde olduğunu kabullendiği anda mücevherlerini sökerek koparmaya başlıyor, tüm hazinesine zorla sahip olduktan sonra kadını yeniden göle doğru akan bir nehre bırakıyor. Kadın, gölünden aldığı güçle yeniden kendine gelirken asker de kadının büyülü kanıyla büyülenmiş olan nehirden biraz su içip dinleniyor. Elde ettiği mücevherleri ile yola koyulmayı planlarken o da nesi, kadının kanıyla kendine geçen büyülü güçler sayesinde artık sağır değil... Ve bu, aslında bir iyileşme olarak kabul edilebilecekken kadının gölden yeniden güçlenerek çıkması ve bu sefer çığlıklarıyla kendisini de delirtebilmesi ile genç adam da kendisini hezeyanlarla gölün derinliklerine doğru sürüklenirken buluyor. En başından beri aralarında bir çıkar çatışması varken bu çatışmadan ikisi de iyi kazanımlarla ayrılabilecekleri bir konumdan vazgeçmeleriyle birlikte kimsenin hiçbir şey kazanamadığı, kısacık bir aşk hikayesine dönüşüyor hikaye.

Hikayeyi yorumlayan çoğu izleyici, genç adamın açgözlü insanoğlunu, kadının da gölle birlikte doğayı temsil ettiğini, doğanın tehlikelerinden korunabilecek kadar evrilen insanoğlunun doğayla birlikte yaşamak yerine doğayı tahrip etmeye devam ettiği takdirde kendi sonunu getireceği şeklinde de yorumlamış ancak bu yorumlar artınca yönetmen hikayenin günümüz kadın erkek ilişkilerinden ilham aldığını açıklamış. Ben de ilk izlediğimde büyüleyici bir aşk savaşı diye düşünmüştüm açıkçası. Birlikte yaşayabilecekken yaşayamayan insanların hikayesi Jibaro. Kendi gölünüzün hanımını ya da kendi Jibaro'nuzu bulduğunuzda onunla birlikte suların üzerinde danslar ederek yaşamak yerine onu yaralamak, delirtmek ne kadar fena bir seçim olsa gerek. 

Bir de bu yeni animasyon teknikleri, CGI ve tüm modern zımbırtılar, sanatla olması gerektiği gibi birleşince estetikte ne kadar yepyeni kapılar aralanıyor, Jibaro bana bunu da düşündürdü. İnanılmaz bir güzelliği var kadının hareketlerinin de, askerin mimiklerinin de...

Bir ara kendisini de anlatmayı düşündüğüm bir yıl kadar önce keşfedip çok etkilendiğim bir sanatçı olan Jonathan Hulten'ın sahne kıyafetleri de gölün hanımının tarzına çok benziyor, kendisi de izledi mi acaba bu animasyonu, Jonathan Hulten'dan da iyi bir siren olurmuş.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

alıntı (2) animasyon (1) aşk (1) biyografi (1) çizgi film (2) dizi (4) edebiyat (1) film (3) kitap (2) korku (1) müzik (3) oyun (3) öykü (3) sanat (3) şarkı (4) şiir (1) video (6)