11 Mayıs 2023 Perşembe
Taro
Gerda Taro, 2014'te hayatıma bir ikon olarak girdi ve o zamandan beri de
çıkmadı. Alt-J'nin Taro şarkısının sevgili eşim tarafından bana ithaf edildiği
bir günden sonra şarkıyı da çok sevmemle birlikte şarkıda hikayesi anlatılan
fotoğrafçı muhabir çift Robert Capa ve Gerda Taro ile ilgili bulduğum her şeyi
okuyup inceledim ve hikayelerini öğrendikçe şarkıya da daha çok bağlandım.
Şarkıda, Gerda Taro'nun hüzünlü ölümü anlatılıyor, bu ölümün Robert Capa
üzerinde nasıl bir etki yarattığını öğrenmek için kendi otobiyografisi
Hafif Flu
okunabilir, kendisini bir daha yataktan çıkmak istemeyecek hale düşüren bir
kayıp olduğunu ve günlerin geçmesi için viski şişelerinden medet umulduğunu bu
kitapta görmüştük. Son zamanlarda Gerda Taro hakkında iki kitap daha olduğunu
ancak bunların henüz Türkçeleştirilmediğini öğrenmiştim, bunlardan ilki olan The
Girl with the Leica'yı İngilizce baskısından okuyarak dün gece bitirdim. Gerda
Taro'nun bilinmeyen yönleri, Robert Capa ile tanışmaları, Capa ve Taro
soyadlarını almaları, çok farklı işler yapmaktayken fotoğrafçılığı meslek
edinmeleri çok daha ayrıntılı bir şekilde, eski dostlarının anılarından
yararlanılarak romanlaştırılmış. İkilinin çekmiş oldukları fotoğraflar ve
kendilerine ait fotoğraf arşivleri de yer yer kullanılmış ve ortaya hikayenin
tamamı çıkmış. Mesela yazıya başlarken koymuş olduğum çift halindeki
fotoğrafları, nerede Taro ve Capa aşkına ait bir yazı görsem o yazının görseli
olarak kullanılır. Leicalı Kız'da o fotoğrafın bir kare sonrasını da
paylaşıyorlar bizimle, bu fotoğrafları çeken kişi meçhul, Taro'nun ya da
Capa'nın kişisel arşivinden ortaya çıkmış fotoğraflar, ama iki fotoğraf birlikte
yorumlandığında fotoğrafı çeken kişinin ikiliden habersiz olarak çektiği ve
ikilinin arkasındaki masada oturan şahsın fotoğraflarının çekildiğini
anladığında muzipçe gülümsediğini fark ettiğinde de odağı ona kaydırdığı
anlaşılıyor:
Ne kadar sevimli bir an, anı... Gerda Taro, gerçek adı Gerda Pohorylle olan
Polonyalı genç bir kadın. The Girl with the Leica'da onu ve ailesini Fransa'ya
getiren şeyin ne olduğu, ailesi de Fransa'da yaşıyor olmasına rağmen kendisinin
neden ailesinden ayrı, çoğu zaman kadın bir arkadaşıyla kendilerine ucuz odalar
kiralayarak yaşadıklarının bilinmediği kısaca geçiyor. Genç Gerda, Robert Capa
ile ortak arkadaş çevresine dahil olduğu sıralarda daktiloculuk yapıyor,
Fransızcayı daha akıcı konuşmak için dersler alıyor ve tahtakurularıyla dolu bir
pansiyonda yaşıyor. Yine romanda gördüğümüz portresiyle kendisi biraz çapkın,
uçarı, gençliğin verdiği delilikle yarını çok da düşünmeden yaşamakta, ancak
kafasına koyduğunu da yapabilmekte. Arkadaşlarının anlatısına göre kendisi her
zaman şık, canlı, gülümser ve eğlenceli bir kadın. Herkes onun yanında olmaktan
keyif alıyor ve arkadaş grubunda "Our Gerda" yani "Bizim Gerda" diye anılacak
kadar sahipleniliyor. Robert Capa sahneye girmeden önce aynı arkadaş grubunun
içindeki iki erkekle daha gönül ilişkileri yaşamış, hatta birini ailesiyle de
tanıştırmış ancak ne zaman işler ciddiye binecek gibi olsa her zaman bir
bahaneyle kendisini bir erkeğin sevgilisi olarak göremediğini belirtmiş. Hatta,
kadın arkadaşlarından birinin kendisi hakkındaki anlatılarından birinde,
kendisinin kimden olduğunu belirtmediği bir gebeliğini sonlandırması için bir
operasyon geçirdiği ve her ne kadar konuşulmasa da bu gebeliğin Robert Capa'dan
meydana geldiğini tahmin ettiğini de kitapta okuyabiliyoruz. Bu da bana
Uncharted serisini oynarken Elena Fisher ne zaman hikayeye girse kendisini acar
bir muhabir olarak Robert Capa ile Gerda Taro'nun hiç varolmayan kızı gibi
düşündüğümü hatırlatıyor. Robert Capa, arkadaş çevrelerine dahil olduğunda ilk
tanışmalarında Capa'nın Taro'ya kendisinin ne kadar dişlek olduğuna dair bir
şaka yaptığını ve Taro'nun da dişlekliğin kendisi için hiç önemli olmadığını
söylediğini okuyoruz. Bu satırlardan çok daha öncesinde de kitapta ikilinin bir
fotoğrafı paylaşılıyordu:
Bu fotoğrafı ilk kez gördüğümde fotoğraftakilerin Taro ve Capa çifti olup
olmadığını bile anlamamıştım, erkeğin o gülüşü, bildiğim diğer Robert Capa
portrelerine benzemiyordu, meğer kendisi dişlek olduğu için gülerken poz
vermekten kaçınıyormuş. Ancak Gerda Taro ile birlikteyken umursamaz bir şekilde
rahatça gülüyor olması ne kadar güzel bir diğer ayrıntı değil mi? Kısa bir süre
sonra ikili bütün boş vakitlerini arkadaş gruplarından ayrıca birlikte geçirmeye
başlıyorlar, yüzmeye, balık tutmaya, güneşlenmeye, yürüyüşe giderken başkalarına
haber vermemeye başlıyorlar ve bir süre sonra grupta ikisinin bir çift olduğu
kabul ediliyor. Bu esnada Robert Capa ki kendisi henüz Robert Capa değil Andre
Friedmann, bir fotoğrafçılık atölyesi kurmaya karar veriyor. Çünkü o sıralar
sanatsal bir yeteneği olan herkesin bir atölye açmasının revaçta olduğu bir
dönem ve Capa'nın fotoğrafçılık konusunda kendisine güveni de var, yeteneği de.
Taro'nun da, ki kendisi de henüz Taro değil, çalıştığı bürodan ayrılıp atölyede
sekreterlik yapmayı düşündüğünü, hatta bu geçiş aşamasının kendileri için maddi
olarak epeyce zor olduğunu, atölyenin dekorasyonunun tamamlanması için
beklerlerken kimseyi kabul edemedikleri, hatta çoğu zaman arayan birileri
olduğunda Taro'nun telefonda oraya gelmesinler diye ayaküstü birçok yalan
uydurduğunu öğreniyoruz ve tam da bu esnada efsanevi kısım geliyor: Gerda
Taro'nun telefonlara bakarken "Andre Friedmann'ın atölyesi" demek yerine kulağa
daha kısa ve karizmatik gelen, daha evrensel duyulan bir isim bulma fikrini
arkadaş ortamında ortaya bırakması, arkadaşlarının bunu saçma bulmasına rağmen
Robert Capa'nın sıcak bakması üzerine Robert Capa'yı bir seferde tutturması.
Soyadını Capra'dan alıp ismi de Amerikan bir isim olarak Robert diye
uyduruvermesi ve bunun Robert Capa tarafından da benimsenmesi üzerine o sırada
yanlarında bulunan arkadaşlarının "Ee sen de mi kendine yeni bir isim bulacaksın
şimdi mesela?" derlerken Gerda'nın "Gerda iyi, belki Pohorylle yerine daha kolay
bir soyadı olur," derken ona da Taro soyadını Robert Capa'nın yakıştırması da
çok güzel bir detay. Üstelik Taro, Capa'nın anadilinde "işe yarar şey, el
altında bulunması gereken bir alet" gibi bir anlama sahipmiş. Böylece ikili
sanatsal ve profesyonel hayatlarına Robert Capa ve Gerda Taro olarak devam
ediyorlar. Tabii, Gerda Taro'nun tahmin edemediği bir detay olarak çoğu kişi
Robert Capa'nın adını Bob diye kısaltmaya meyilli oluyor, Taro ise özenle
bulduğu bu Amerikan tınısının Bob Capa olunca kaybolduğunu düşünerek her
duyduğunda inatla Robert diye düzeltiyor. Birlikte fotoğrafçı olarak
görevlendirildikleri savaş bölgesinde Gerda Taro'nun daha çok savaştaki çocuk ve
kadınların günlük hayatlarına dair fotoğraflar çektiğini biliyoruz. Ancak Gerda
Taro'nun, başarılı erkeğin arkasındaki kadın rolü sadece Robert Capa ismini
bulmasından ibaret değil. İspanya İç Savaşı için bir gazete tarafından
görevlendirildiklerinde beraberce savaş bölgesine gittikleri ve hatta Gerda
Taro'nun orada savaş alanında bir tank tarafından ezilerek hayatını kaybettiği
de ansiklopedik bilgi olsa da arkadaşlarının Robert Capa'dan rivayetle
anlattıkları konulardan biri de Robert Capa'nın ödül bile almış olan bazı
kompozisyonlarını Gerda Taro'nun oluşturduğu. Hatta o kadar ki bir seferinde bir
tren enkazının arkasında, mayınlı bir bölgeye çok yakın bir yerde oynayan
çocuklar görmüşler, Gerda Taro bunun çok iyi bir fotoğraf olacağını düşünmüş ise
de fotoğrafı çekmek için kuvvet gerektiren bir şekilde enkazı aşmak
gerekiyormuş, bu yüzden kendisinin o fotoğrafı çekemeyeceğinin farkındaymış.
Capa'dan o fotoğrafı çekmesini istemiş, Capa ise başta bir türlü cesaret
edememiş. Taro'nun bunun üzerine kendisine aptal diye haykırdığı, "Senin adın
Robert Capa, sen koskoca Robert Capa'sın, git ve o fotoğrafı çek, boşa akan bir
potansiyel olarak anmak istemiyorum bu anı!" diye sinirlendiği ve Capa'nın sırf
Taro rahat etsin diye o fotoğrafı çektiği de anlatılıyor kitapta. Savaş
bölgesinde Taro'nun birçok eyleme katıldığı ve halkla birlikte protestolarda yer
aldığı fakat Capa'nın ise kendilerini oraya gönderen kurum ve kuruluşlarla daha
çok iletişim halinde olmak için savaş bölgesinden sıkça ayrıldığı da biliniyor,
bu yüzden yerel halk tarafından Taro çok sevilirmiş, Capa ise pek tanınmazmış.
Tam da bu gözüpekliği ve anarşist ruhu nedeniyle bir eylem sırasında bir tankın
altında kalarak can verdiği biliniyor Taro'nun, üstelik onun can verdiği bu olay
sırasında Capa'nın da yine başka bir yerde bulunduğu da. Capa'ya bulunduğu
otelde kötü haber veriliyor ve sekiz saatlik bir tren yolculuğu boyunca bir
dakika bile durmadan sürekli ağlayarak Taro'nun bedenini teslim almaya gidiyor
Capa. O sırada yanında bulunan arkadaşı "O kadar çok ağlamıştı ki, gözlerini
kaybedeceğini falan sandım," diye anlatıyor. Birbirini her daim destekleyen,
birbirlerine her zaman kol kanat geren, fakat bir o kadar da birbirlerinin
alanlarını kabul eden ve birbirlerini özgür bırakabilen çiftlerin hikayelerine
hayranım. Bu yüzden Taro ile Capa'nın hikayesini de ilk keşfettiğimden beri her
detayıyla öğrenmeyi, incelemeyi çok severim. Şurası kesin ki Gerda Taro ile
tanışmasa, Robert Capa dünyanın hala en çok saygı duyulan savaş fotoğrafçısı
olmayacakmış. Yine Robert Capa ile tanışmasa Gerda Taro da Fransa'da bir göçmen
olarak daktiloculuk, sekreterlik yapmaya devam edecekmiş. Birbirlerindeki
potansiyeli fark etmişler, birlikte iyi oldukları alanda daha iyi olmaya
uğraşmışlar ve birbirlerini her zaman daha yukarı taşımaya uğraşmışlar. Taro'nun
ölümü çok genç yaşta olmuş, Capa ondan sonra da başarılı bir fotoğrafçı olarak
var olmaya devam etmiş ama eminim ki çektiği çoğu fotoğrafı Taro için çekmiştir.
Kendisi de Gerda Taro gibi Polonya asıllı olan Helena Janeczek tarafından
yazılan kitabın henüz Türkçe bir çevirisi yok. Bir gün Gerda Taro'nun hayatı
filmleştirilirse büyük ihtimalle bu kitaptan senaryolaştırılacaktır, Türkçeye
çevrilmesi için o vakitleri bekleyebiliriz, malum yayınevlerimiz bir dizi ya da
film ünlenirse onun temeli olan kitabı basmak için aşırı aceleci davranırlar ama
o zamana dek böyle hazineler gizli kalır.
Neyse, biz de o vakte kadar bol bol Alt-J dinleriz.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder