Hogwarts Legacy'i anlatmaya başlarken elbette her Harry Potter seveni gibi Harry Potter serisiyle olan ilişkimi anlatmadan oyuna geçemem. Çocukluğumu düşündüğümde kendimi gözümün önüne getirmeye çalıştığım hemen hemen her anda kitap okuyor oluyorum, yazlıkta, arabada, misafirlikte, okulda tenefüslerde bile, evde malum sürekli, piknikte, denizde, akla gelebilecek her yerde ki bunlara ne yazık ki tuvalet bile dahil, elimde hep bir kitap vardı. Bu yüzden de, bu okuma performansıyla ailem bana kitap satın almaya zor yetişirdi, bu nedenle çocukken elimdeki kitapları birkaç tur dönerek okumuşumdur, çoğunu da hala her ayrıntısıyla hatırlarım. İşte Harry Potter çılgınlığı daha dünyayı sarmamışken tekrar tekrar okuduğum kitapların içinde de kahramanlarıyla arkadaşlarımmış gibi yakınlaştığım kitap serileri de mevcuttu: Cadılar Okulu, Küçük Vampir ve Pıtırcık. Çocuk romanı okumak ile bir çocuk kitabı serisi okumak arasındaki farkı da Harry Potter'dan önce keşfetmiştim, seri halindeki bir anlatıyı okurken her karakterin farklı huylarını, karakterlerin olaylar karşısında nasıl tepkiler vereceğini, kişilik özelliklerini bilerek maceraları okumak daha eğlenceli gelmeye başlamıştı bana, her seride bir karakteri kendime daha yakın hissediyor, kendimi oymuş gibi düşünüyor, bir karakterle bağ kuruyordum. (Ethel, Anna ve Sırma.)
Bu şekilde dönüp dönüp okuduğum serilere büyük bir sevgiyle bağlıyken hayatımıza bir anda Harry Potter giriverdi. Sevin Okyay, muhtemelen Cumhuriyet Kitap'tadır çünkü eve Cumhuriyet alındığı için o zamanlar çocuk aklımla sadece çocuk kitapları tanıtım sayfalarını okuduğum normal olarak yegane edebiyat dergisiydi, çevirirken ne kadar eğlendiğine dair bir söyleşi vermişti, ayrıca gördüğüm bütün kırtasiyelerde ve kitapçılarda özel kartonetlerle, raflarla "Harry Potter gelmiştir!" diye reklamı yapılıyordu, dünyada fenomen oluşturmuş bir çocuk kitabı olduğundan bahsediliyordu, Hıristiyanların protesto ettiği, çocuklara büyüyü öğrettiği falan gibi haberlerle karşılaşıyorduk ve tabii ki epeyce merak edip anında satın aldık. Ben çocukken annem de benden sonra bana satın aldığımız kitapları hemen okurdu "Artık ne güzel çocuk kitapları yazıyorlar yahu, ne eğlenceli..." diye, birbirimizle Pıtırcık replikleriyle konuştuğumuz falan çok olurdu, Harry Potter'ı ben bitirir bitirmez, son sayfasını kapattığım anda başa dönerek yeniden okumaya başlamıştım, annem sırasını beklemeye devam etmişti hatırlıyorum. O kadar etkilenmiştim ki; zaten gerçekten fenomen olmuştu, tüm yaşıt akrabalarımla, arkadaşlarımla Harry Potter konuşuyorduk, yeni kitabı çevrilir çevrilmez alıp okuyorduk, yazın birlikte sürekli oyun oynadığımız bir akrabamla birlikte bir yazı neredeyse sürekli yan yana hiç konuşmadan tekrar tekrar Harry Potter okuyarak geçirmiştik. Dilimize çevrildikten bir süre sonra filmi de hemen sinemalarla aynı anda Digiturk'te gösterime girmişti, Digiturk'ten bir filmi kiraladığımızda sanırım 48 saat boyunca izleyebiliyorduk ki ilk önce annem ve babamla beraber izleyip arkasından bir kere tek başıma izlediğimi ve ertesi sabah da yine kimse televizyonda haber programı vesaire açmadan bir kez daha izlemek için erkenden kalktığımı hatırlıyorum.
İlk beş kitabı yazıldıkça ve çevrildikçe okudum, ben hep ilk dört kitabı kitaptan okuduğumu, son üç kitabı filmlerden takip ettiğimi sanıyordum ama geçenlerde tüm seti yeniden aldık ve baştan okuyordum, ilk beş kitabı okumuşum, okudukça hatırladım. Sonrasında da artık büyüdükçe ve filmlere de güvendikçe serinin sonunu filmlerden takip ederek getirdim. (Şimdilerde dediğim gibi tüm seriyi baştan sona kadar okumaya da kendimi adamadım değil.)
Tabii ben bir video oyunu anlatmaya Nuh nebiden neden başladım, seriye olan bağımın bir gönül bağı olduğunu yeterince belirtebilmek için. Bu bağ büyüyünce de o kadar geçmemişti ki aslında, Pottermore'un hayata gelişini de çok net hatırlıyorum. Rowling'in anlatmaya devam etmek istediği Wizarding World, bir internet sitesi üzerinden devam edecekti ve bu siteye üye olanlar için birçok özel içerik olacaktı, o evrene dair yeni hikayeler, günlük gazeteler, Hogwarts'tan başka büyücü okullarına dair tarihçeler, aile soyağaçları ve daha neler neler... Bir de ufak tefek oyunların olacağı da söyleniyordu ki bir kısım hayran WoW gibi bilgisayardan fare ve klavyeyle oynanabilecek bir oyun beklerken çoğumuz dandik flash oyunlardan fazla bir şey beklemiyorduk. Site açıldığında o kadar hoşumuza gitti ki dünyaca, Hogwarts'ın girişinde fare ile ekranı tuta tuta, çeke çeke gezebildiğimiz flash tabanlı bir animasyon vardı, çeşitli iksirlerin malzemelerini kazanımıza atıp karıştırabildiğimiz ve kaç dakika kaynaması gerekiyorsa o kadar beklememiz gereken, daha fazla beklettiğimizde ya da karıştırmayı unuttuğumuzda patlayan minik oyunlar, yine asayı ne şekilde sallayacağımızı bize fare ile belirli bir izin üzerinden geçmemizi emreden, doğru şekilde geçemezsek büyünün oluşmadığı oyuncuklar ve işin en güzeli, bize patronus'umuzun, asamızın ve en önemlisi Hogwarts'taki evimizin neresi olacağını söyleyen yazı tabanlı çok ayrıntılı testler vardı. Hepsinin yanısıra bayağı uzun hikayeler, tarihçeler ve diğer beklentilerimiz de oradaydı. Pottermore'a epey vakit harcamıştım zamanında, evim Ravenclaw, patronus'um da osprey (Türkçesi balıkkartalıymış) çıkmıştı. Kitapları okurken de Luna Lovegood sayesinde en sevdiğim yer Ravenclaw olduğu için epey sevinmiştim. Pottermore, sonradan tüm Harry Potter ürünlerini ve ek kitaplarını, filmlerini içine alan Wizarding World markasına dahil oldu ve günümüzde Pottermore'un bir kısmı hala Wizarding World sitesinde mevcut.


Daha Pottermore zamanında, bu işin ne güzel bir oyun haline getirilebileceği kafamızda oturmuş, belki bir gün yaparlar diye beklemeye başlamıştık ki uzun yıllar sonra şimdi biz hayranlar için gönüllerin sultanı haline gelen oyun Hogwarts Legacy duyuruldu. Duyurulduktan sonra da sabırsızlıkla bekledik, geçtiğimiz aylarda da çıktığında ilk satın alıp oynayanlardan biri de ben oldum elbette. Dün geceye kadar bittiğini kabullenmekte zorlandım, ana quest akışını bitirmiştim ki okul müdürü Profesör Weasley okul dönemini tamamlayacak sınavlara girebilmem için en az 34 level olup defterimi tamamlamamı istediğinde "Oh be oyun hala bitmedi!" diye sevinmiştim. Çoktandır okul defterimi de tamamladım, sınavlara da girdim, sinematik de aktı, yine de tüm oyun evrenindeki her eve girip çıkmadığım için oyunu bitirmediğimi düşünerek kendimi kandırıyordum, ama sanırım ne yazık ki oyunla vedalaşalı birkaç hafta oldu.

Oyun bir Harry Potter hayranı için çok ama çok güzel. Kısaca oyunda Harry Potter'ın neslinin birkaç nesil gerisindeyiz, henüz muggle teknolojisi bile at arabaları, telgraflar döneminde. Ve yine Harry Potter gibi biz de bir anda büyücü olduğunu öğrenen bir öğrenciyiz, Profesör Fig (Harry'nin uzun süre muggle sandığı ve sonradan büyü yapamayan bir büyücü olduğunu öğrendiği komşusu Madam Fig'in akrabası) bizi Hogwarts'a getiriyor. Okula çok sonradan katıldığımız için büyülere, derslere alışmak için birkaç level bunlarla uğraşıyoruz ancak sonradan ana hikaye oluşmaya başlıyor: bizde, çoğu büyücüde olmayan bir yetenek var: ancient magic. Ve bu yeteneğin peşinde olan, goblinlerle işbirliği yapan kötü niyetli büyücüler de mevcut, çoğu bizden bunun kaynağını öğrenmek, bizi kötüye kullanmak için peşimizde. Bir yandan Hogwarts'ın çok eski zamanlarında da ancient magic yeteneğine sahip olan eski bir öğretmenin hikayesini araştırıyoruz, bir yandan kötülerle savaşımıza okul hayatımızı da arka plana atmadan devam etmek zorundayız ki okulda da yeni yetenekler öğrenebilelim, öte yandan üstelik bir de karanlık sanatlara yatkın olan iki arkadaşımızın arasında dengeyi sağlamaya uğraşıyor, Voldemort'un nesiller öncesinden bir akrabası ile birlikte lanetleri de kurcalıyoruz.
Ben oyunu X Box Series X üzerinde oynadım, yağ gibi aktı. O kadar detaylı bir açık dünya vardı ki, Hogwarts'ta gezmediğimiz mahzen, koridor, oda kalmıyor, Hogsmeade'in her yerini karış karış görüyoruz, etraftaki diğer küçük yerleşimlere sıkça ziyaretlerde bulunuyoruz. Goblin madenleri ve yeraltı mezarları, Yasak Orman, çeşit çeşit hayvanlar, her birine hayranlıkla baktım. Hele de Room of Requirement'ı açtıktan sonra olayı iyice Sims oynamaya çevirip odayı en küçük detayına kadar kendim dekore ettim, ormanlardan, kötü niyetli kişilerden kurtarıp sahiplendiğim hayvanlardan kendime çiftlikler oluşturdum. Cut scene'lerde komik dursa da okul üniformasına bağımlı kalmayıp bulduğum her garip kıyafeti giydim, okul bahçesine griffin üzerinde girişler falan yapıldı.
Bana göre oyunun, benim gibi oyunu bitirdikten sonra da oynamaya devam etmek isteyenler için tek eksiği, keşke o dünyadaki tüm derslere girmeye devam edebileceğimiz, hatta bu derslerden öğrendiklerimizle gerçek uygulamalı ve teorik sınavların yapılacağı ve orada istediğimiz gibi yaşayabileceğimiz halde devam ettiği bir kurgu olsaymış dedirten, ana hikayenin çabuk bitmesi sorunu. Bunu sevgili eşime anlattığımda "Tabii hatta Hogwarts Açık Öğretim Fakültesi yapsalardı değil mi?" dedi, bence evet KEŞKE YAPSALARDI.
Oyunla vedalaşmak çok zordu. Keşke içinde yaşayabilseydim oyunun. Siz de meraklısıysanız, verdiğiniz paraya inanın fazlasıyla değiyor. Günümüzde Türk oyuncuları için çoğu oyun olması gerekenden çok daha pahalı gibi hissettiriyor, bilirim. Ama Hogwarts Legacy benim için parasını fazla fazla çıkardı, bir iki ay başka hiçbir şey oynamadım, her boş zamanımda da uzun uzun oynadım, bir oturuşta üç dört saat çok rahat harcadım. Harry Potter'ı gönülden sevmiyorsanız oyun size hitap etmeyebilir, oyunun oynanışını, hikayesini hep Wizarding World hakkında en azından temelin üstünde bilgisi olanlar için tasarlamışlar. Oynanış bakımından da The Witcher 3: Wild Hunt'a çok benziyor oyun, aynı açık dünya mantığı, aynı quest dinamiği, yan questler, harita, hatta meditasyon ile vakit geçirme ve zamanı ilerletme işi bile aynı. Onu seven bunu da sever oynanış açısından.